Erdoğan partililere seslendi: Bu trenden düşenler düştükleri yerde kalırlar

Erdoğan partililere seslendi: Bu trenden düşenler düştükleri yerde kalırlar

Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti grup toplantısında partililere yüklendi. Erdoğan "Bu trenden düşenler düştükleri yerde kalırlar" diye konuştu.

AK Part grup toplantısında konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan Bu birliği, beraberliği zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir. Ve bu yola bu akitleşme ile çıkarken de şunu bir defa çok iyi bilmemiz lazım. Sadakatin aslolan bir kavram olduğunu bilerek çıktık. Ama bu trenden düşenler kusura bakmasınlar düştükleri yerde kalırlar" diyerek partililere isim vermeden yüklendi.

İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının satır başları...

Bugüne kadar katıldığımı il kongrelerimizin sayısı 15’i buldu. Sayın başbakanımız da kongrelere katıldı. Elazığ, Bingöl, Tokat, Yozgat ilk kongrelerimizle kucaklaşacağız. Büyük kongremiz için hazır hale gelmiş bulunacağız. Mahalli seçimler ile milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimine teşkilatlarımızı yenilemiş olarak mücadelemizi ve heyecanımızı tazelemiş olarak gireceğiz.

Bölücü terör örgütünün baskısı kalktıkça buralarda yaşayan kardeşlerimizle gönül bağlarımızın yeniden güçlenmeye başladığı açıkça görülüyor. Hizmet ve siyaset alanında daha çok çalışarak vatandaşın gönlünde zirveye çıkmalıyız. Çukur eylemleri ve Kuzey Irak’taki gelişmeler karşısında gösterdikleri sağlam duruş, kardeşlerimizin ortak geleceğimiz konusundaki samimiyetlerinin ifadesidir. Şimdi sıra terör koridoru oluşturma projesini tamamen çökertmeye gelmiştir. Fırat Kalkanı ile attığımız adımı Afrin ve Münbiç’te devam ettirerek ardından da tüm sınır boylarını güvene kavuşturarak bu süreci inşallah tamamlayacağız. Bu süreçte bölgedeki kardeşlerimizin daha güçlü desteğine ihtiyacımız var. Geçmişte attığımız adımları çok daha ileri taşıyacak bir çalışmayı ortaya koymamız gerekiyor.

Dışarda gezen kimsenin partimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur

Geçmişte ülkeyi yönetmiş olup da tarihte kaybolan partilerin ortak özelliği milletten uzaklaştıklarının farkına varamamalıdır. AK Parti asla böyle bir hataya düşmedi, düşmeyecek. Bizim gücümüz birliğimizden ve milletimizle olan bağlarımızı sıkı tutmamızdan geliyor. Bu iki unsura zarar verecek hiçbir davranışı, sözü affetmemiz söz konusu olamaz.

Aynı şekilde geçmişte partimiz çatısı altında olup da bugün dışarda başka havalarda gezen hiç kimsenin partimizle hareketimizle ilgili söz söylemeye hakkı yoktur. Herkes ağzını açmadan önce nerede bulunduğuna, kimlerle aynı safa geçtiğine dikkat etmelidir. Kemalet ile Kemalat olmaz.

"Kimse kusura bakmasın. Bu trenden düşünler düştükleri yerde kalırlar"

Dünyada neler oluyor? Ülkemizde neler oluyor? Bununla ilgili bir sesiniz çıkmayacak. Bu ülkede bir evet hayır referandumu yapılıyor. Ve partimiz burada evet başlığını böyle atıyor. Ama birileri de hayır için kampanya yürütüyor. Kulislerde, şurada burada. Ve şimdi de kendilerinde söz hakkı görüyorlar. Kusura bakmasınlar.

Bu birliği, beraberliği zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir. Biz bu yola çıkarken ahdederek çıktık. Ve bu yola bu akitleşme ile çıkarken de şunu bir defa çok iyi bilmemiz lazım. Sadakatin aslolan bir kavram olduğunu bilerek çıktık. Ama bu trenden düşenler kusura bakmasınlar düştükleri yerde kalırlar. Bu süreçte bize düşen kendi işimizi sağlam tutmak, hedeflerimizden uzaklaşmamak, geçmişteki hatalardan uzak durmaktır. Tüm teşkilatlarımızın bu konuda anlayış ve güç birliği içinde olduğunu görmekten memnuniyet duyuyorum. Hırslarının esiri olanların hükmünü milletimiz zaten veriyor.

Siz hiç merak etmeyin. Türkiye’nin istiklali ve istikbali için hayatını ortaya koyarak çalışanlarla, dikensiz bahçelerde kendi ikbali için yollara düşenlerin farkını milletimiz çok iyi biliyor.

"Kudüsü dünya gündeminin en üst sırasına çıkmasını sağladık"

Son grup toplantımızdan bugüne kadar gündemimizdeki en önemli meselelerden biri de malum Kudüs’tü. Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararının belli olmasının hemen ardından başlattığımız yoğun diplomasi trafiğini, hızla bir çalışma başlattık. İstanbul’da 13 Aralık’ta topladığımız İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kenetlendiğini gördük. Elbette ikircikli davranan kimi ülkeler var. Ama genel görüntü geleceğimiz açısından ümit vericidir. Kırmızı çizgimiz olarak ilan ettiğimiz Kudüs’ün Müslümanlar açısından taşıdığı değerin, fedakarlıkların boyutunun bazı devletler tarafından anlaşılamadığı görülüyor. Konuyu BM platformlarında da takip ederek Kudüs’ün dünya gündeminin en üst sırasına çıkmasını sağladık.

Bir süredir sadece düşlerimizde görmekle yetindiğimiz Kudüs’ü kollarımızdaki ve kalbimizle kucaklayacağımız günler inşallah uzak değildir. Bunun birinci şartı ise önce Türk milleti olarak bizim kendi aramızdaki birliğimizi beraberliğimizi kardeşliğimizi güçlendirmemiz, ardından da tüm İslam dünyasının aynı feraseti gösterebilmesidir. Kudüs’ün Hz. Ömer’den sonraki ikinci fatihi Selahaddin Eyyubi ‘dostlarıyla uğraşanlar düşmanlarını yenemez’ diyor. Evet, bizim tüm gücümüzü düşmanlarımızla olan mücadelemize hasletme vaktimiz çoktan gelmiştir. Biz bunları söyleyince birileri hemen çıkıp bizi ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle suçluyor. Halbuki daha önceki gün Bulgar cemaatinin meşhur Demir Kilise’sinin açılış törenini gerçekleştirdik. Hükümetlerimiz döneminde kilise, şapel, sinagog ve havra olarak 14 eseri restore ederek diğer dinlerin mensuplarının hizmetine sunduk. İşte şimdi Trabzon’da Sümela Manastırı da aynen restore edilmeye devam ediliyor. Eğer bizim ayrımcılık yapmak gibi niyetimiz olsa bu işlere niye girelim? Öyle ya kimse bizi bunlara mecbur bırakmıyor. Bütün bu hizmetler inanç ve ibadet özgürlüğü konusundaki samimi duruşumuzun ürünleridir.

Bizim teröre bulaşmamış, vatanımızın bütünlüğünü hedef almayan her inanca düşünceye saygımız vardır. Biz Kudüs’te sadece Müslümanların değil, her mezhepten Hristiyanların da haklarını savunuyoruz. Ecdadımız, Kudüs’te kilise kurma ve faaliyet kurma izni vermiştir. Asırlar boyunca ecdadımız barışı, huzuru bozmamak, diğer dinlerin mensuplarını rahatsız etmemek şartıyla kimsenin ibadetine karışmamıştır. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız.

"İsrail dünyayı felakete sürüklemektedir"

Batı ülkelerinin özellikle de Amerika’nın himayesi altındaki İsrail’in şımarıklıkları bölge ile birlikte tüm dünyayı felakete doğru sürüklemektedir. Böyle bir zulmün karşılıksız kalması mümkün değildir. Biz tüm samimi dostlarımıza bu ikazı yapıyoruz. Bölgede adil bir düzenin kurulması en büyük temennimizdir. Sonuna kadar Filistinli kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

Yılın son haftası yaptığımız Sudan-Çad-Tunus ziyaretleriyle, Fransa programı çok yönlü dış politika anlayışımızın somut birer örneğidir. Geçmişte Türkiye çok uzun bir dönem boyunca adeta tek yönlü, boyutlu ve maalesef bağımlı bir dış politika izlemeye mecbur bırakılmıştır. AK Parti hükümetleri döneminde dünyanın tamamına yayılan bir açılım projesini biz hayata geçirdik. Ortadoğu ülkeleriyle yıllarca küllenmiş, ihmal edilmiş hatta kasıtlı sabote edilmiş ilişkilerimizi düzeltmek için yoğun çaba harcadık. Çok güzel neticeler de aldık.

Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya coğrafyası hem tarihi hem insani olarak zaten ayrılmaz bir parçamızdır. Bu geniş coğrafyada ecdat yadigar maddi manevi tüm hatıralara sahip çıkarak kardeşlik hukukumuzu canlandırdık, güçlendirdik. Ayak basmadık yer bırakmıyoruz.

Bu fotoğrafta Afrika’nın ayrı bir yeri var. Çünkü Afrika herkes tarafından ittifakla kabul ettiği üzere, üçüncü bin yılın yıldızı olacak kıtadır. Maalesef Afrika, Türkiye olarak yıllarca ihmal ettiğimiz, adeta batılı sömürgecilerin kanlı pençelerine terk ettiğimiz bir coğrafyaydı. Büyükelçiliklerimizin sayısı 12 idi. Fakat şimdi biz 2005 yılını Afrika yılı ilan ettik. Afrika yılı ilan ettikten sonra yoğun bir çalışmaya başladık ve bizim şu anda büyükelçilik sayımız 41 oldu. Hedef Afrika’da büyükelçiliğimizin olmadığı ülke bırakmayacağız.

“Afrika’ya doğru adım attığımızda onlar bize adeta koşarak geliyor”

Son ziyaretimizde gördük ki biz Afrika’ya doğru adım attığımızda onlar bize adeta koşarak geliyor. Sokaklarda şahit olduğumuz coşku, Çad ve Tunus’ta gördüğümüz manzaralar bize bu gerçekleri tekrar tekrar hatırlatıyor. Sağ sol her taraf ellerinde Türk bayraklarıyla birlikte bizleri karşılayan Afrikalı Çadlı Tunuslu kardeşlerimizle doluydu. Heyecan çok çok farklıydı. Coşku hakeza öyle. Çünkü kalpler bir vurdukça bakıyorsunuz her şey değişiyor. İşte bunları bırakmayacağız, takip edeceğiz. Muhabbet sofralarımızı inşallah zenginleştireceğiz.

"Türkiye - Fransa ilişkilerinde olumlu adımlar atıldı"

Fransa’ya gittiğimizde de oradaki vatandaşlarımızın ve Türkiye’de yatırımları olan güçlü kuruluşların temsilcileriyle de bir araya geldik. Ve onlarla yaptığımız samimi görüşmelerle de Türkiye – Fransa arasındaki ilişkilerin olumlu neticelerinin inşallah adımlarını attık. Tüm bu hadiseler sorumluluğumuzun ne kadar büyük, ama aynı zamanda önümüzdeki ufkun da ne kadar geniş olduğunu gösteriyor.

Şimdi önümüzde Latin Amerika ülkeleri var. İnşallah oralara da gideceğiz. Çok ciddi bir açılım politikasıyla dünyaya inşallah yayılacağız. Türkiye’yi bir yandan terör örgütlerinin saldırılarıyla, bir yandan ikili ilişkilerdeki oyunlarla, ekonomik kumpaslarla dize getirmek isteyenlerin asıl amacı bizi bu vizyondan uzaklaştırmaktır.

"Amerika'daki dava Türkiye'yi sıkıştırma operasyonudur"

Burada bir konunun üzerinde hassasiyetle durmam gerekiyor. 15 Temmuz darbe girişimini ülkemizde başaramayanlar, şimdi farklı darbe girişimlerinin arayışı içerisindeler. Bunu da özellikle buradan ifade etmem gerekir. Şu anda Amerika’daki malum dava işte bir siyasi içerikli darbe girişiminin adresidir. Türkiye’yi güya kendilerine göre ekonomik noktada sıkıştırmak, FETÖ terör örgütüyle CIA ile FBI ile sıkıştırmak suretiyle, Türkiye’yi kendilerine göre bir sıkıştırma operasyonudur. Fakat bu da tutmayacak, bunu da başaramayacaklar. Hep bir şey söylüyorum. Şunu herkesin iyi bilmesi lazım. Türkiye bir kabile devleti değildir, bunu bilmeleri lazım.