Ekran konuşur

Sinemadaki sıçrayış gibi, ekranların da yeni Türkiye idealine uyması gerekiyor. Artık hır gür değil, Türk aile yapısı için 'daha sakin yapımlar' şart.

Nice kelimler konuşur ekranda; dil başka, kalp başka konuşur. Türk televizyonları artık samimi bir dil kullanılmasını hem bekliyor hem de o dile geçilmesi için iyi örneklerini hep arıyor.
Sadece 'biraz sabır' dedik ve o sabırla karşılaşılan işler görülsün yeter. Artık ekranların arınma vakti.

Zaten dünyanın geçtiği bu zor süreci ve dünyanın bize karşı kullandığı dili anlamak ve algılamak için 'bu yüzyıl bize iyi gelmedi' hayıflanmasından çok, yaşam süreçlerimiz göz önünde tutulmalı. 'Daha fazla tüketim' derken ve daha fazla doğanın iletişim dilini biz insanoğlu kaybederse olacağı bu galiba...
Yani bizimle iletişim halinde olmak isteyen, gönülden iletişim içinde bir dünya varken biz başka dünyaların derdine düşmüşüz.

Ekranda herkesin sevdiği iş, proje ve yapımlar vardır elbette. Ama bazılarının, kendisinin illa bir hır gür içinde olmasını beklemek yerine 'daha sakin bir yapım izlemesi, insanoğlunun kişisel psikolojisine de iyi gelecektir' kanaatimiz yüksek olmalı.

Artık algılama biçimi, televizyon içinde televizyon oldu.
Söylediklerimizin arkasında durunca daha farklı, hatta çok daha önemli...

Ekranlara yeni soluk getirilmesi, ekranın yeni yapımlarla, özellikle Türk aile yapısına uyacak işlerin işlenmesi ile, geleceğin yeni Türkiyesi için bizleri bambaşka noktalara taşıyacak. Bunları görmek de bizi çok heyecanlandırıyor.

Nasıl ki; dizi ve beyaz perde konusunda artık dünyaya yön veren bir Türkiyemiz var o zaman ona göre şekillendireceğiz kendimizi de. Biz dünyada yaklaşık 142 ülkeye dizi ve benzer projeler satar hale geldik. Bu büyük Türkiye'mizin alkışını kesinlikle hak ediyor. Başarıyı alkışlamak ve takdir duygusunun yoğun olması bizi motive etsin.

Artık ekran konuşursa, saygı sevgi görülsün.
Artık, ekran konuşursa huzur endeksli olsun.
Her şeyden evveli samimiyet tekrar kazanılsın. Ne kadar ihtiyacımız olan bir husus.
Bizim tekrar tekrar kendimize inanmamız gerekir. "Yeniden diriliş" desek buna tam oturur işte.

Aynı şeyler konuşulabilir, yapılabilir ve bize yansıyabilir; ama unutmamak için diri tutmak gerekir. Onun için hafızayı aktif tutarak 'sonuç güzel olsun' diye çalışmak, çalışmak ve çalışmak diyenlerdeniz. Ancak daha çok yapılacak iş var. Yıllar önce dediklerimizi hatırlasanıza... 'Neden bu kadar köklü tarihimiz var ve neden ekranlarda konuşulmuyor' denildiğinde mesela, hatırlasanıza "Tarihi kim izler ki" derlerdi. "Biz de olur mu öyle şey" diyerek ısrar ederdik. İyi ki de ısrar edip, ısrarcı olmuşuz. Ekranlarda sadece birkaç tane tarih ve aktüel anlatımlı programlar vardı. Ya şimdi, muazzam dizilerimiz ve sektörde emek veren çalışanlarımızın payı çok büyük... Tarihimizi anlatan film ve dizilere tanık olduk. Bu da bizi işi araştırmaya itti. Yetti mi, bence yetmedi. Demek ki neymiş, gerçekten inanmamız gerekiyormuş.

Bazı olumlu ve güzel düşünceler geç anlaşılabilir; biz 'zaman kaybetmeden kazanıyor olacağımıza' şartlı da olabiliriz; yeter ki sonuçlar ve istediklerimiz net olsun.
Yazmaya hür olan kalp ve beyinleri keşfedelim; inşallah zaten o enerjinin kendiliğinden zemin bulacağına inancım tam.


4.3.2018
Aynur Ayaz
[email protected]